Telefon: +90 532 068 61 80 Eposta: obezitecerrahi@gmail.com

Sıkça Sorulan Sorular


İnsanların aşırı kilolu veya obez olup olmadıklarına vücut kitle indekslerine göre karar verilir. Vücut kitle indeksi kişinin kilosunun boyunun karesine bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. 100 kg ve 170 santim birinin vücut kitle indeksi yaklaşık 35’tir. Vücut kitle indeksi 25-30 arasında olanlara aşırı kilolu, 30’un üzerinde olanlara obez denir. Eğer 40’ın üzerindeyse morbid (öldürücü) obezite denir.

Obezitenin tedavisinde esas amaç kişinin hayat tarzında değişiklik yaparak kilo verdirmektir. Cerrahi dışı yöntemler (diyet, akapunktur, ilaç tedavisi, spor vs.) öncelikle uygulanmalıdır. Fakat bu yöntemlerin morbid obezitede başarılı olma şansı yüzde 10’u geçmez. Bu yöntemlerle başarılı kilo veren hastalar da vardır ama genelde kilonun korunması problem olur.

Hastalar genelde cerrahi tedaviye en son yöntem olarak başvurur. Kliniğe başvuran hastaların çoğunluğu birçok yöntem deneyip başarısız olan hastalardır. Estetik kaygıyla başvuran hastalar olmakla birlikte genelde bu hastaların oranı azdır. Genelde hasta başvuruları hastalık kaygısıyla olur. Obezitenin yol açtığı diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kolesterol yüksekliği ve benzeri hastalıklarda ilaç tedavilerinin başarısız olması hastaları cerrahi yönteme yönlendirir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun son araştırmasına göre kadın-erkek vücut kitle indeks rakamlarına bakıldığında; kadınların yüzde 25’inin obez, yüzde 29’unun fazla kilolu olduğu görülmüş, erkeklerin ise yüzde 15’inin obez, yüzde 38’inin ise fazla kilolu olduğu saptanmıştır. Bu rakamlar gelişmiş ülke rakamlarına yakındır.

Obezite cerrahisi için başvuran her hastaya ameliyat yapılmıyor. Hastanın birtakım kriterleri karşılaması gerekir. Hastanın mutlaka ameliyat dışı yöntemleri bir süre denemiş olması gerekir. Hastanın yaşı 18-65 yaş arasında olmalı ve anesteziyi kaldırabilecek durumda olması gereklidir. Vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olması veya 35-40 arasında ise obeziteye bağlı ek bir hastalığı olmalı veya 30-35 arasında ise diyabeti veya metabolik sendromu olması gerekir. Ayrıca hastada tedavi edilmemiş psikiyatrik bir bozukluk olmamalı ve madde veya alkol bağımlılığının olmaması gerekir.

Obeziteye bağlı günümüzde oldukça sık görülen ve hayat kalitesini çok düşüren birçok yandaş hastalık görülüyor. Diyabet, obezite, uyku apnesi, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, reflü, astım, eklem sorunları, bacaklarda damar sorunları bunlardan bazılarıdır.

Hastaların ameliyat olup olmamasına bir kurul karar veriyor. Bu kurulda obezite cerrahı, endokrin uzmanı, kardiyoloji uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, psikolog veya psikiyatri uzmanı ve diyetisyen bulunuyor. Bu kuruldaki uzmanlar tarafından değerlendirilerek ameliyata karar veriliyor.

Bu ameliyatlar günümüzde ileri teknolojiyle gerçekleştirilir. Laparoskopik veya robotik dediğimiz yöntemler kullanılarak hastanın karnı açılmadan tek delik veya birden fazla delikten gerçekleştirilebilir. Ameliyat süreleri, günümüzde teknolojinin de etkisiyle giderek kısalıyor. En sık uygulanan obezite ameliyatlarından biri olan tüp mide ameliyatı 45 dakikada bitirilebilir.

Bu ameliyatların ileri teknolojiyle kısa sürede karın açılmadan yapılabilmesi nedeniyle 1 hafta içinde hastalar normal hayatlarına dönebilir.

Hastalar kilo vermeye ameliyattan hemen sonra başlıyor, 2-3 gün hastanede kalış sürelerinde bile 3-4 kilo verirler. İlk aylarda kilo verme hızlı olur ve kilo verme 1-1.5 yıl sürer. Hastalar bu arada fazla kilolarının yüzde 75-80’ini verir.

Bu ameliyatların diyet ve diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında başarı şansı çok yüksektir. Yönteme göre değişmekte birlikte başarı şansı yüzde 80-95’tir.

Hastaların uyumu ameliyat sonrası yüksek olur. Özellikle hastaların ilk aylardaki hızlı kilo verimi bu uyumu artırır. Bu uyumu artırmak için hastalar ameliyat sonrası da takip edilir. Cerrahi ekip, diyetisyen ve psikolog tarafından hasta yakın takip edilir ve uyum sorunu yaşayan hastalar daha yakından takip edilir. Belli aralarla yapılan grup terapileri ile uyum ve başarı artırılmaya çalışılır.

Hastaların istediği kiloyu verememe ve tekrar alma riski iyi takip edilen hastalarda oldukça düşüktür. Bu oran yönteme göre yüzde 5-10’u geçmez.

Ameliyattan sonra yaklaşık 1 ay süren sıvı tedaviden tam katı gıdalara geçilen bir geçiş dönemi vardır. Bu dönemde uyum önemlidir. Hastaların ameliyat sonrası birtakım kısıtlamalar uymaları ve kilo verimini fiziksel aktivitelerini artırarak desteklemeleri gerekir.

Hastalar kilo verimiyle beraber obezitenin yol açtığı birçok yandaş hastalıktan kurtulur. Ayrıca fiziksel faaliyetlerini daha rahat yapabilir ve obezitenin normal hayatında yol açtığı birçok kısıtlamadan kurtulur. Kilo verimiyle insanların iş hayatındaki verimi ve başarısı da artar. Kişilerin özgüveni artar ve psikolojik sorunları azalır.

Günümüzde en sık uygulanan obezite cerrahisi tüp mide ameliyatıdır. Eskiden sık uygulanan bir yöntem de mide kelepçesiydi. Fakat yöntemin başarısının düşük olması ve bazı sorunlara yol açması nedeniyle kullanımı oldukça azalmıştır. Bunun dışında emilim bozukluğu yapan gastrik bypass ve duodenal switch ameliyatları vardır.

Tüp mide ameliyatının süresi kısa ve daha basit bir ameliyattır. Emilim bozukluğu yapmaz yani bağırsaklarla ilgili bir işlem yapılmaz. Bu yüzden ileride bağırsaklarla ilgili bir sorun yaşanmaz ve hayat boyu bir vitamin ve mineral takviyesi gerekmez. Oldukça başarılı sonuçlar verdiğinden ve yöntemi daha basit olduğundan çok tercih edilir.

Gastrik bypass daha eski bir yöntemdir. Çok uzun süredir kullanılır. Yemeyi kısıtlamasının yanında bağırsakların kısaltılması nedeniyle emilim bozukluğu yapmaktadır. Tüp mide ameliyatına göre daha iyi kilo verdirmekte ve obezitenin yol açtığı yandaş hastalıklardan daha yüksek oranda kurtarmaktadır. Fakat ameliyat süresi uzundur, daha komplikedir ve hayat boyu vitamin-mineral takviyesi gerekir. Bu nedenlerle daha kısıtlı bir hasta grubuna uygulanır.